Çivril etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çivril etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2016 Cumartesi

YOL NEREDE BAŞLAR?

 
ÖBÜR YANIM
   Kavaklar kavaklar, Sarı Kavaklar derken, ana tarafımızın geçmişini anlattım o öyküde.
   Ne de olsa X ve Y kromozomlarının muhabbeti ve rekabeti ile var olmuşuz. Onlar arasında barışçı bir denge gözetmek zorundayım. Bu nedenle, şimdi de baba tarafımıza değineceğim bilebildiğim kadarıyla.
 

   Üniversite yıllarımın tamamına yakınında, Ankara'da, Cebeci semtinde, Tıp fakültesinin tam karşısında yer alan, Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığında  'iaşe ve ibate' edildim. Tıpta okuyan askeri öğrencilerin ısrarla 'Askeri Tıbbiye' dedikleri bu yeri, Kara Kuvvetlerine bağlı olmasına rağmen, diğer kuvvetler adına yüksek tahsil yapanlar da yurt ediniyordu.
   Her kuvvet, kendi mensubu öğrencileri, kendisinin atadığı 'sınıf subayları' ile kontrol ediyordu.
    Havacıların sınıf subayı ile denizcilerin sınıf subayı aynı odayı paylaşıyordu.
   Bir nedenle kendi sınıf subayımla görüştükten sonra, çıkmak üzere kapıya yöneldiğim sırada, "Denizlili misin yoksa Çorumlu mu ?" diye bir soru geldi arkadan. Sesin sahibi yeni atanan denizci subaydı. Adı da Saffet Çorbacıoğlu idi. Denizci arkadaşlarımdan duymuştum, ilahiyat okumuş bir öğretmen subaydı o.
   Döndüm, Denizlili olduğumu belirtim ve sordum: "Soruş şekliniz ilginçti yüzbaşım?"
   "Soyadın Çorbacıoğlu olduğuna göre, ya bu iki vilayetten birinden olacaktın ya da Elazığ'dan. Elazığlı olsaydın ben mutlaka tanırdım. Bu nedenle böyle sordum." dedi Saffet Yüzbaşı.
   Saffet Çorbacıoğlu'na göre, Horasan'dan gelen bir boyun bir kısmı Elazığ'a (Harput ağırlıklı)yerleşmiş. Kalanlarsa batıya doğru ilerlemiş. Bunlardan bir kısmı gidip Çorum bölgesine yerleşirken, diğer kısmı da Denizli bölgesine yerleşmiş. Çorbacıoğlu soyadlı kim varsa bir başka bölgede, bu üç bölgeden birinden daha sonra göç edip yerleşmiştir.
   Soy severlikten öte insan sevgisini önemsediğimden ve gençlik yıllarımın atmosferinin etkisiyle, Saffet Yüzbaşıdan  fazla ayrıntı sormadım.
    Emekli öğretmen Ayhan Çorbacıoğlu da "Buhara'dan Çivril'e" diye yazarak içeriğini tam bilmediğim bir göç yolu çizmiştir.
   Babamın da Horasan'dan söz ettiğini biliyordum.
   Kavimler ve kültürlerin peş peşe harmanlandığı bu topraklarda, önemli olan bu toprağa kök salan kültür ve halktı. Ülkemi de halkımı da olduğu gibi ve olduğu yerde seviyordum. Bunu vurguladıktan sonra gelelim gene göçler meselesine:
   İddia edildiği gibi, büyük şehirlerdeki kümeler incelendiğinde, çoğunun kökü ya Elazığ-Harput'a ya Çorum'a ya da Denizli-Çivril'e bağlanıyor. Ancak bu bağlantıyı tam doğrulamayan kümeleşmeler de var. Örneğin Doğu Kara Deniz: Arhavi'de Çorbacıoğlu soyadı taşıyan bir sülale var. Bunların Çamlı Hemşin'dekilerle bağı var mıdır, bilmiyorum. Ordu'nun Boztepe köyünde Çorbacıoğlu mahallesi bulunması ana söylenceye tam oturmuyor. Keza Milas'ta yaşayan Çorbacıoğlu ailesini hikayeye bağlayamadım.
   Savranname adındaki yazımı okuyanlar hatırlar: Sağlanan barış üzerine, barışın başladığı yüksek yere yerleşerek köylerini kurarlar.
   Öte yandan da biliniyor ki, o ilk yerleşilen tepedeki ailelerin hepsi Çorbacıoğlu soyadı taşımaktaydı. Hatta, o tepeye sığamadıkları için tepeden aşağı yerlere mekan tutanlar da vardı ve onların tepedeki asıl yerleri de hikayelerde belirtilirdi.
   Buradan şu sonuç çıkabilir mi: Köyün kurulmasında yer alan iki taraftan birisi soylarını böyle mi adlandırmaktadır?
   Ya da birleşen iki taraf kendilerine yeni bir isim mi seçtiler?
   Söylenceler ihtimallere cevap vermiyor.
   İki asıra vardığını tahmin ettiğim Münip Hoca'nın öyküsünü başlatanların arasında, Çorbacıoğlu İzzet Ağa (belki de Derviş Ağa) bulunması, Çorbacıoğlu yerleşiminin daha da eski olduğunu gösteriyor. (Bakınız: Kavaklar adlı öyküm) Yakınlarda restore edilen tarihi Savran (Savranşa - Serbanşah )  camisinin kitabesinde 1798/99 yıllarında onarıldığı belirtiliyor. (İnşa tarihini kitabeden çıkarmak mümkün olmadı.)
 Bir söylence içinde ve çevresinde gezindik. Böyle bir konuda tarihçi netliğinde bilimsel bir sonuca ulaşmak ne mümkün ne de çok gerekli.
   Sadece bizim aile bile Ege Bölgesini de atlayıp Avrupa'ya kadar uzanmış durumda.
   Gene de bu konuda eklemesi veya düzeltmesi olanlar muhabbet ve minnetle karşılanacaktır. Çünkü entelektüel merak da sürsün istiyorum.

10 Eylül 2016 Cumartesi

SAVRANNAME

 
SERBANŞAH (SAVRAN) SÖYLENCESİ
 
     ÖNSÖZ: Adı sonradan Savran'a değiştirilen Serbanşah köyünün kuruluş söylencesini değişik   ağızlardan, değişik yaşlarda dinledim. İlginçtir ki köyün halk arasındaki yaygın adı ne odur ne de öteki; Savranşa diye bilinir. Biraz sonra değineceğim Ak Dağın arkasında, biraz uzakta da olsa, Afyon Karahisar iline bağlı, Savran adıyla da Serban adıyla da bilinen bir yerleşim birimi var. Bunu da dikkate alarak, söylencenin tarihi geçmişini aradım fakat kanıtlı bir ip ucu bulamadım. Kelimelerin kökü de ikna edici olmadı. Benzer adlı kavimler de sağlam bir zemine ulaştırmadı.
   Bu nedenle, söylenceyi duyduklarımdan bende kalana göre anlatacağım.
   Her türlü düzeltme ve katkıya açıktır.
 
 
   Çivril ovası ortalama rakımı 850 metre olan, çevre dağların arasında, kuş bakışı şekli bir çizmeye benzeyen büyükçe bir düzlüktür. Çizmenin tabanı kuzeye bakar ve Ak Dağ zinciri tarafından kapatılır. Dağın arkası ise 50-100 metre kadar daha yüksek olan Sincan ovasıdır. Çizmenin burnu Dinar'a dayanır. Çizmenin topuğuna yakın bir noktada Çivril kasabası, koncun ön ucunda Baklan kasabası, koncun arka ucundaysa Çal oturur. Adı geçen dört ilçeye bağlı yüze yakın köy (şimdiki adıyla mahalle) serpilmiş durumdadır bu ova üzerine.
   Dinar'dan ve Ak Dağ'dan (altından ve üstünden) doğan Menderes, Işıklı gölünü şişirdikten sonra, çizmenin bileğinden başlayarak koncu çapraz kesip derin vadilerden Çal bölgesine akar. Çizmenin topuğundan giren Küfü Çayı, Sincan ovasından süzülen suyu taşıyarak koncun ortalarında Menderese karışır. (Küfü, yatağı değiştirilerek Işıklı Gölüne akıtılıyor halen)
   Su kaynakları söylence için önemli olduğundan, ayrıntısıyla anlatmaya çalıştım.
   Tarih öncesi dönemlerde, Işıklı Gölünün çok daha geniş olduğu biliniyor. Menderes yatağını geliştirirken, milyonlarca yıl boyunca tabanda biriken taşıntı, Menderes yatağının derinleşmesiyle ortaya çıkar ve şimdiki Çivril Ovası oluşur. Küfü Çayının ve Menderes Nehrinin özgürce aktığı zamanlarda, özellikle Menderes ve Ak Dağ arasındaki bölgenin geniş bir kısmı 'su-basar' durumdadır. Toprağın çok az ekildiği o yıllarda, bu sulak  bölge kıymetli bir otlakmış. Büyük İskender'in bölgede mola verdiği anlatılır tarihte. Konar-göçer kavimlerin temel uğraşısı hayvancılık olduğuna göre, meranın kıymeti de tartışılmaz.
      Söylenceye göre Batı yönden gelen Şah'lar ile Doğu taraftan gelen Serban'lar arasında bu otlak arazi paylaşılamıyormuş. Sık sık arbede çıkarmış. Caydırma ve cezalandırma amacıyla insan ve hayvan kıyımı, çok can yakarmış. Her iki boy da kendisini güçlü hisseder ve gerginliği ve kan davasını sürdürürmüş.
   Derken, o bölgeye yerleşip dergah açan bir ak sakallı bilge kişi, barış ortamının hem kendisinin hem de tarafların yararına olacağını düşünür. Her iki tarafla kurduğu sıcak bağlantıyı değerlendirerek, ovada barışı sağlamayı planlar. Böylece oluşan daha büyük güç, bu ovaya olası sızmaları engelleyeceği gibi dergahın cemaatini de genişletecektir.
    Plan, tarihte sıkça oynanan en etkili oyunu oynayarak, düşmanları, onurlarını da koruyarak, akrabalık yoluyla dostlaştırmaktır.
   Taraflarla görüşülerek bir buluşma takvimi ve yeri belirlenir. Olası arbedeler dikkate alınarak dergah buluşma yeri olarak seçilmez.
   O gün geldiğinde, taraflar tüm görünür güçleriyle iki yana sıralanırlar. Belli ki her iki taraf da hala kuşkuludur. Bu tahmin edilebilir bir şeydir ve bunu öngören bilge insan, tarafları biraz da göksel bir baskı altına almak ister: "Hoş geldiniz dostlar!" diyecek ve devam edecektir. " Allah-u Teâlâ hoş bir gelecek ihsan edecektir inşallah. Bana malum olana göre, şimdi devemi süreceğim, nereye ıharsa orası hepimize hayırlı olacaktır inşallah." der ve devesini sürer.
   Aslında devenin nerede mola vereceğini geçmiş gezilerinden bilmektedir. Kavimlerin savrulduğu bu topraklarda, geçmişte mesken tutmuş ve sonra kaybolmuş nice kavimlerin bıraktığı yıkıntıların çöküp dağılmasıyla oluşan bir yükselti, devesinin sevdiği bir yerdir. Havadar olduğu için burada dinlenmeye alışıktır.
   Bilge İnsanın devesi gelir ve şimdiki köyün merkezi sayılabilecek o yükseltinin üstünde bir yere çöker.
   Tarafların beyleri ve ak saçlıları bilge insanın iki yanında sıralanırlar. Arada, bilge kişinin bilgisine ve bileğine güvendiği adamları vardır. Sorun çözmede becerikli olan bilge kişi, geçmiş hesapların dökülmesine fırsat vermeden, beyleri orada dünür yapar.
   Karşılıklı kız alıp vermekle ve Bilge önünde Allah adı zikredilerek verilen sözler sonunda, taraflar akraba ve dost olurlar. 
   Bilge İnsanın planları dahilinde, orada mekan tutarlar. Ortaya çıkan köye de her iki tarafın isimlerinden mürekkep bir isim verilir: Serbanşah.
   Anlatılana göre, bu köy uzun zaman çevre yerleşimlerin yönetildiği yer olmuş, bir yangın sonrası, nasıl olduysa, tüm kayıtlar Işıklı 'ya kaçırıldığı için merkez özelliği sona ermiştir. Hükümet konağı sayılabilecek bir binanın işareti olarak, horasan harcıyla örülmüş bir tuğla duvar kalıntısı, bu satırların yazarının çocukluk anıları arasındadır. Köyün en eski binası olan camide dahi bu malzeme kullanılmamıştır.
      Hatamız varsa affola. Katkı ve düzeltmeler makbule geçer.

17 Aralık 2015 Perşembe

ÖĞRETMENİM 18

Zor Yaz
Yaza başöğretmeni küstürerek girdim. Bundan endişem yok gene de. Çünkü, dede bu, sever ve affeder. Küslüğün sürdüğü de yok. En ateşli zamanında bile yatarken küsüyor, uyanınca unutuyorduk.
Her yaz olduğu gibi, bu yazın da okul kapandı, işler açıldı. Tatil diye bir kavram yok. Boş zamanı doğa belirliyor. Yağmur yağarsa tatildeyim örneğin. Yağışlar erken kesildiyse, sulama işleri erken başlıyor.
Sulamayla başlamadık işe o yıl. Toprak henüz susamadı belki; belki de babamın önceliği değişti. Babam denemeleri severdi. O yıl da patatesi denemeye karar vermiş, patates geleneksel ürünlerimizden olmadığı halde. Ürün çeşitlendirmesi aklına yatmış olmalı. Biri tutmazsa diğeri tutar yaklaşımı. Ayrıca, nakit girişini yaymaya da yarar. Bir de iş yükü ayarlaması var: Sulu tarım alanı, babamın aklındaki optimum dekar seviyesi civarında olmalı.
Patates ekimiyle açıldı sezon. Sürerek kabartılmış toprakta, özellikle birer saban izi atlanarak derinleştirilmiş  sulama karıklarının sırtı patates ekimi için hazırlandı. Geleneksel üreticiler bu işlerde makine kullanıyor olabilir fakat bizde hepsi el işiydi. Bol bol çapa ve kürek salladık.
Daha iki nefes almadan sulama başladı. Sulama başladı mı bitmek bilmez çünkü doyurucu yaz yağmuru pek düşmez bizim bölgeye. Pancar tarlası, yonca parseli ve patates tarlası arasında gidip geldik yaz boyunca. 
Bu koşturmaca arasında aylar geçiverdi. Okul zamanı yaklaşıyordu. Bizim yatılı sınavından da bir haber çıkmadı. Diğer yolları da kendim kapattığıma göre, Denizli'de gündüzlü olarak okumalıydım liseyi.
Liseye kayıt için Denizli'ye gittim. Orta okul girişinde olduğu gibi, liseye kayıtta da çıktı karşıma "veli" sorunu. Çivril'in Savran köyünden gelen bu genç, nereden ve nasıl bulurdu Denizli'de oturan veliyi.
Güzel bir rastlantı sonucu hiç tanımadığım bir yedek parça satıcısı bana veli oldu.
Çivril'den gelen traktör tamircisi ile Denizli'deki  parçacı, çaresizlikten ağlamaklı bir çocuğa yardım etmeyi seçtiler. İyilik denen şey bu işte: Karşılık beklemeksizin yardım.
Denizli'de ev kiralandı. balyalar hazırlandı. Elbiseler diktirildi, vs.
Ufak tefek birkaç ihtiyaç için Çivril'deydim. Bir Perşembe günüydü. Yaz tatilinin son perşembesi. Bir okul arkadaşı ile karşılaştım. Ayak üstü ileriden geriden konuştuk. Beni yoklamaktaymış oysa. Bir ara, "Sana bir müjdem var. Karşılığında bir tavuk isterim," dedi. Böylece parasız yatılı sınavını kazandığımı öğrendim.
Ertesi gün Denizli'deydim. Listeyi gördüm. İlgili müdür yardımcısına yönlendirildim kapı görevlisi tarafından. Böylece, statü gereği lise boyunca veli görevini de üstlenecek olan, pansiyondan sorumlu müdür yardımcısı Şakir Bey ile tanışmış oldum. 
İlk velim Muharrem Beyi ve beni ona yönlendiren Hüseyin Ağabeyi de unutmadım.
Lise yaşamımın başladığını hissettim o gün. Bu günlerde, o günlerden daha çok bilinirlik kazanan adıyla, Koca Mektepliydim artık.